Neyforum.Biz ailesi olarak bayramınızı
en içten dileklerimiz ile kutlarız.
Dinî Sorumluluklar Muvacehesinde Bayramların Değerlendirilmesi
Dinî bayramların kendine mahsus bir kutsiyeti vardır ve bu kutsiyetin yüzü suyu hürmetine, bu hürmetin ındallah hakkı için Müslümanları hayır yolunda sa’y ü gayretlerde bulunmaya teşvik ve tergip etmek, gâyet güzel bir İslam âdeti olmuştur. [i] “Aslında Allah’ın her günü mübarektir. Fakat insanların o mübarek günleri değerlendirmesiyle onlar ayrı bir bereket kazanır ve birer altın dilimi haline gelirler.” [ii] Buna göre hakikatte en büyük bayram, bir insanın hidâyete erdiği gündür. [iii] En güzel bayram hediyesi de bir insanın hidâyete ermesidir.
Bu hidâyet ise ister zâtî hidâyet (kafirin müslüman olması), isterse sıfâtî hidâyet (müslümandaki kafir sıfatlarının temizlenmesi) olsun farketmez. Yaratılış gayesi Allah’a kulluk olan insanoğlunun bayramları da, kulluk şuurundan hali olamaz, olmamalıdır. Ramazan ve kurban bayramları, bizim Müslümanca hayatımızda edîbâne, nezihâne ve dünyâ ve ukba adına çok faydaları tekeffül eden iki bayramımızdır. Gayr-i müslimlerin bayramlarda çılgınca eğlenmeleri, aslında ölümü öldürme düşüncesi ve unutma gayretlerinden ibarettir. Müslümanın da kendi çizgileri içinde ve meşrû dairede dünyâ adına bir sevinç ve neş’e hayatı vardır; ne var ki, onun neş’e dünyasında bile ölüm ve ölüm ötesine ait ürpertici, fakat aynı zamanda imrendirici esintiler, manâlar ve buğular bulunur. [iv] İslâmî bayramlar, ölüm korkusunu bastırmak için bir şehrayin değildir: Aksine hakiki müslüman ölüme, bayrama gidiyor gibi gider. [v] Bilir ki bayramlarda günaha girmekten ve günah mekanlarından bilhassa kaçınmak, imanın alametlerindendir. “Vay haline, bayramı puthanede, orucu demhanede, iftarı meyhanede olanların!..” [vi] Gittikleri yolun neticesi ise “Sakar”dır. [Müddessir, 74/26-30]. Ve “bayramlarda müminlerin, lâhûtîleşen dengeli hareketlerinde, vakarla tüllenen davranışlarında, mânâlı derin bakışlarında, vefâlı ve samîmiyet tüten sözlerinde hep cennet muhâverelerindeki o büyülü üslup sezilir.” [vii]
“Hemen bütün inanmış gönüller, bayramlardaki namazlardan, tekbirlerden, fıtır sadakalarından, kurbanlardan ve ziyaretlerden birer girizgâh birer hayal çıkışı bularak, tıpkı içleri rüzgârlarla dolmuş yelkenler gibi tatlı tatlı hülyalar âlemine doğru kaydıklarını sanırlar. Evet, bayramlardaki umumî hava, ses, söz ve davranışların sihiriyle, insan kendini, uçan balonlar üstündeymiş de, yerden yavaş yavaş yükseliyor, bulunduğu yerden uzaklaşıyor gibi tahayyül eder ve bayramların garip bir füsunla üzerine boşalttığı ışıklar altında hep büyülü yaşar.” [viii] Bayramlar, İslam kardeşliğin özdeşleştirici ve pekiştirici bir fonksiyon eda eder toplumun katmanları arasında. Bu sebeple müslümanlar birbirlerinin bayramlarını, ya yüzyüze gelerek ya da mektup, tebrik, telefon veya e-mail gibi haberleşme vasıtalarıyla tebrik ederler. Maddi-manevi, geçmiş-gelecek bayramları tebrik etmek, hediyelerle teberrükte bulunmak bir İslam geleneği olmuştur. [ix]
“Bayramlar, biraz da namazlarla bayramdırlar. İş gelip namaza dayanınca, bayram artık yeryüzü işi olmaktan çıkar, semavî bir manâ ve te’sire ulaşır. Öyle ki o gün, Allah’a karşı vazife ve sorumluluklarını yerine getirmeye azmetmiş bütün ruhlar, camiye adımlarını atar-atmaz âdetâ vecde gelir, her biri Allah’la münasebetine göre sonsuza yelken açar ve basiretlerine aralanan menfezlerden ukbâyı temâşa ediyor gibi olurlar. Gönüllerinin bütün rikkatiyle duyup hissettiklerinden lezzet alan bu insanlar, halleriyle, dilleriyle, davranışlarıyla saygı duydukları bir huzurun hakkını eda ediyor gibi ağlar, inler ve kıvranırlar.. söylemek için söz arar.. matlubu yakalamak için halden hale girer.. his ve heyecanını haykırmaya çalışır, dili kelimelerin yetmezliğine takılır, yutkunur yutkunur ve “lâ havle…” çekerler.
Hele bir de, minberde ve mihrapta aradığı sesi bulursa, sanki duyduğu, duyup yudumladığı şeylerle gençleşiyor, ebedîleşiyor, zaman ve mekân üstü bir keyfiyete ulaşıyor gibi olur. Sonra da Allah’ın gönlüne saldığı ezelî vaadlerle kanatlanmaya başlar. Bütün benliğini saran bu derinleşmenin vecd ü sekri içinde Cennet’e gidiyor gibi, Cennet ehline inkılâb ediyor gibi, yer yer Yaratan’ın karşısında ter döker, zaman zaman da beraatı elinde köprüyü aşmış gibi neş’eyle köpürür.. ve öyle bir büyüye kapılır, öyle bir istiğraka kendini salar ki, bir daha da uyanmak istemez…” [x]
“Bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. Bunlardan bazıları da mü’minlerin bayramı sayılır. Her hafta, cuma günü yaşanan bu bayram sevincini daha büyük çapta kurban ve ramazan bayramlarında da yaşarız. Kurban bayramı Hz. İbrahim’in belli bir buudda fedakârlık yaptığı, Müslümanların da bütün samimiyetleriyle günahlarının affına yol aradıkları.. ve bu gâyeye matûf, bazılarının Beytullah’a yüz sürüp, Arafat’ta vakfeye durdukları ve Muhammedî bir ruhla yalvarıp yakardıkları bir gündür. Ramazan ise, bir ay oruçla Rabb’e yaklaşma sevincini, yaşama sevincini paylaşmanın ifadesi zengin, dolgun ve bereketli bir bayramdır.” [xi]
“Bayram günlerinde yaşadığımız dolu dolu duygularla çok defa kendimizi havada uçuyor veya neş’eli, ahenkli ve pürüzsüz bir yolla ruh iklimine doğru kayıyor gibi oluruz. Bazen gökyüzünde hiç kanat çırpmadan sağa-sola süzülen kuşlar gibi, bazen ağaçların başlarında ince ince salınan dallar gibi, bazen de rüzgârların dokunmasıyla yatıp kalkan, yatıp kalktıkça da, çevreye kokular salan çiçekler gibi incelir, zarifleşir ve şiirleşiriz. (…)
Husûsiyle hacc esnasında hemen her yerin umûmî lisanı ve umûmî şîvesi olan “tekbir”ler ve “telbiye”lerle en gizli düşüncelerimizi, en muhterem kanaatlerimizi en yüksek bir âvâz ile ilân ederek ve en mahrem hislerimizi en yakıcı nağmelerle dile getirerek âdeta bir mahşer provası yaparız. Bu çok mûnis ve o kadar da ürperten tablolar karşısında, bu alabildiğine derin ve o kadar da fıtrî sözlerle hep ayrı ayrı yerlerde dolaşır, ayrı ayrı vazifeler yaparız ama, her zaman arkamız cehennemlere dönük, gözlerimiz cennetlerin tüllenen şafaklarıyla mest, kalplerimiz de ilâhî rıdvân avında olarak…” [xii]
Hicretinin birinci yılında Medinelilerin kutladıkları beşerî kaynaklı iki günü kaldırıp yerine kurban ve ramazan bayramlarını teşri kılan Allah Rasulü, bayramları ilahî kaynaklı hale getirmiş ve kutlanış şekillerini de dinî çerçeveye oturtmak sûretiyle daha hayırlısı ile değiştirmiş ve sonuçta İslam’ın kendi istiklaliyetini ve orijinalitesini ortaya koymuştur. En köklü değişiklik ise bayram günlerinin ibadet ve tekbirlerle yoğrulmuş olmasıdır. İslam, bayramları, mücerret oyun-eğlence ve hatta gaflet günü olma seviyesizliğinden çıkarmış, aslî çizgisine oturtmuştur: Allah’a daha çok yakınlaşmak. İslam bayramlarının temel özelliği kişiyi çeşitli faaliyetlerle manen Allah’a yaklaştırmaktır. Bayramların hedefi budur. Denge önemlidir.
“Teşrîk günleri, yeme-içme ve Allah’ı zikretme günleridir.” [xiii] hadisi bayramın bedenî-ruhî veya dünyevî-uhrevî şeklinde iki yönü olduğunu vurgulamaktadır. Bu aynı zamanda bayramı değerlendirmede İlahî ölçü olmaktadır. Bayram sadece oyun-eğlence vakitleri değildir; aynı zamanda Allah’ın daha ziyade zikrine ihtiyaç duyulan günlerdir. Efendimiz (sas): “Bu bayram günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmaktır.” [xiv] Buyurmuşlardır. Bayram gününün, mutad sabah namazının dışında bir ibadetle (bayram namazı) başlaması da manidardır. Nitekim mü’minin haftalık bayramı olan cuma günü de hususî bir namaz ve hutbe ile başlar. Böyle ibadet ve zikirle başlayan bir dinî bayram, ufkundan aşağıya çekilmemeli, hele kesinlikle beşerîleştirilmemelidir. Son yıllarda gittikçe yaygınlaşmaya başlayan “tatil beldelerinde, gazinolarda, kulüplerde çılgınca eğlenme” fobisi ve bazı tv ekranlarında görülen türden özel eğlence programları, İslamî motiflerden yoksulluğu itibariyle, Allah’a yakınlaştırmaya vesile olacak bir bayram kutlaması olmak bir yana, aksine fertleri sefahetin kucağında bütünüyle bedenîleştirmekte, dünyevîleştirmektedir. Halbuki bayram, İslam bayramıdır.
Bayramlar Allah’a yakınlaşıp İlahî hoşnutluğu kazanmak istikametinde bolca amel-i salihlerde bulunmak için kaçırılmaz fırsatlardır. [xv] Gündüzleri olduğu kadar geceleri de kıymetlidir. Hadiste kurban bayramının ilk gecesini (arafe akşamı) ihya etmenin ahirette çok varidatı olacağı bildirilmiştir. “Kim her iki bayramın [ramazan ve kurban’ın birinci günün] gecesini, sevabını Allah’tan umarak (ibadetle) ihya ederse, kalplerin öldüğü günde kalbi ölmez.” [xvi] Bazı alimler, günah işlemekle kalpler ölür, gecelerini ihya edenlerin ise kalbi ölmez demişler. Bazıları da İslam üzere ölmek şeklinde yorumlamışlardır.
Bayramları varlık gayesi ve dava mefkuresi doğrultusunda yaşamak, hac yapıyor gibi kazanca vesile olur ki mesela: “Kurban bayramında talebeye himmet elini uzatmak için maddî-manevî gayretten geri kalmayan mü’minler, o anda Arafat’ta ve Müzdelife’de olan kimselerin sevabına denk, belki de daha çok sevab kazanmış olabilirler. Zira hactakilerin himmeti şahsî, burada bulunanlarınki ise içtimaî; orada şahsî füyuzatın artırılması, burada ise bir milletin yeniden ihyâsı sözkonusudur.” [xvii] Hem şurası bir gerçek ki: En kutsal bayram hediyesi bir insanın hidâyete ermesidir. [xviii]
İnsanın hayatındaki bütün kareler, yaratılış gayesi olan kulluk vazifesinden manzaralar ile doldurulmalıdır. Günler ve saatler, hep ibadet endeksli ayarlanmalı, tasnif edilmeli. Bu meyanda bilhassa dinî kitaplar okumaya özel vakitler ayrılmalı; ve bunun için bayram günleri bile birer fırsat bilinmelidir. [xix] Hele öncelikle bayramla alakalı olanlardan. Malumdur ki bayramların kendilerine mahsus hazzı, neşvesi ve heyecanı vardır; ve bunları vicdanda duyabilmek, gerçekten üstün bir nimettir, imanın tadını tatmak gibi bir şeydir. Bayram duyuşlarını, telakki ve gözlemlerini anlatan makale ve kitapların mütalaa edilmesi, bayramları derinlemesine idraki ve değerlendirmeyi kolaylaştırır. [xx]
Ayrıca bayramlarda “Bayram gelmiş neyime / Anam anam garibem” [xxi] dizelerindeki halet-i ruhiyeyi yaşayan insanların gurbet ve yalnızlıkları paylaşılmalı, bütün üzgün yüzler güldürülmeye çalışılmalıdır. Zira “bayramlar, bütün insanî münâsebetlere en pratik bir vesîle, bütün ledünnî zevklere en müsâit bir zemin, kitleler hâlinde sevişip-kaynaşmaya en münâsip bir vasat ve ebediyetleri duyup-yaşamaya da en elverişli bir sahne gibidirler.” [xxii] Son tahlilde bayramlar, vacip, sünnet, müstehap, mekruh ve haram şeklindeki dinî sorumluluklar muvacehesinde ihsan şuuruyla ve rıza-i ilahî mayalı olarak değerlendirilmelidir.
Musa Hub
[i] Örneğin: Bediüzzaman hazretleri, birbirine gücenmiş, aralarına soğukluk girmiş bir-iki talebesinin “bu bayramın hürmeti hakkı için” kalben tam olarak barıştırmaya davet etmiş, ricada bulunmuştur.[Nursi, Şualar, s.517]
[ii] Gülen, Fasıldan Fasıla, 3/42, Nil Yayınları, İzmir, 1997
[iii] Gülen, Fasıldan Fasıla, 3/144
[iv] Gülen, İnancın Gölgesinde, 2/157-158, Nil Yayınları, İzmir, 1992
[v] Gülen, Prizma 1/10, Nil yayınları, İzmir, 1995
[vi] Gülen, Kader, s.40, Işık Yayınları, İzmir, 1995
[vii] Gülen, Yeşeren Düşünceler, s.54
[viii] Gülen, Günler Baharı Soluklarken, s.47
[ix] Nursi, Emirdağ Lâhikası-1 188, 250, 2/2 98
[x] Gülen, Günler Baharı Soluklarken, s.121
[xi] Gülen, M. Fethullah, Sonsuz Nur, 1/19, Feza Yayıncılık, İstanbul, 1994
[xii] Gülen, Günler Baharı Soluklarken, s.128-130
[xiii] Müslim, Sıyâm 144
[xiv] Buhari, Iydeyn 3; Müslim, Edâhi 7
[xv] Nursi, Kastamonu Lâhikası, s.101
[xvi] İbn Mâce, Sıyâm 68. Hadiste geçen “kalplerin öldüğü gün” ise, muhtemelen kıyamet günüdür. Bazı âlimler dünya hayatı demişlerdir. Nitekim dünya sevgisi galebe çalan zengin ve diğer sağlıklı kimselerin ölü sayıldığını ifade eden nasslar mevcuttur. Canan, Kütüb-ü Sitte, 17/175-176
[xvii] Gülen, Fasıldan Fasıla, 2/147
[xviii] Nursi, Tarihçe-i Hayat, s.522
[xix] Gülen, Fasıldan Fasıla, 2/147-148
[xx] Bayramı vicdanında bütün derinliği ve enginliğiyle duyanlardan birisi M. Fethullah Gülen Hocafendi’nin bayramla alakalı beş makalesi okunmaya değer: Günler Baharı Soluklarken, “Bayram”, s.116-121, “Bayram Düşünceleri 1”, s.46-51. “Bayram Düşünceleri 2”, s.127-130; Yeşeren Düşünceler, “Bayram”, s.51-54; Buhranlar Anaforunda İnsan, “Bayram”, s.35-37
[xxi] Gülen, Kader, s.40, Işık Yayınları, İzmir, 1995.
[xxii] Gülen, Yeşeren Düşünceler, s.53
Popularity: 11% [?]










Ney Yapım Atölyesi
Türk Musikisi Vakfı
Neyforum
NOTA Arşivimiz
NEYHANE etkinlikleri (mp3)
Facebook